İdrar Kaçırmayı Engelleyici Egzersizler
Bazen istemeden idrar kaçırıyorsanız alt karın duvarınızdaki kaslar, yaşlandıkça gevşemiş demektir. Her yerde yapabileceğiniz egzersizler için günde 20 dakika ayırabilirseniz, mesanenizin kontrolünü yeniden kazana-bilirsiniz.Mesaneyi kontrol eden kaslar anüs ve vajinayı çevreleyen kaslardır ve “pubokoksigeal” kasları adını alırlar. 1950 lerde Dr. A.M. Kegel bu kasları geliştirmek için bir sistemi geliştirdi.
Anüs çevresindeki büzgen kasları dışarı çıkmanızı engelleyecekmiş gibi kasarak başlayın. Gevşeyin ve tekrar kasın. Bunu 20-30 defa yapın. Bu hareketleri gün boyu birçok defa tekrarlayın. Pubokokigeal kaslarınızın gücü arttıkça mesanenizi daha iyi kontrol edebilirsiniz. Bunu yapan kadınların çoğu fazladan, cinsel olarak daha hevesli bir hale geldiklerini fark etmişlerdir.
Tags: idrar kaçırmama, idrarnedir, idrartutabilme
İdrar Yolu Enfeksiyonu
Anlamlı Bakteri; Kontaminasyon ile infeksiyonu ayırt etmek için kullanılan bir terimdir. İşenmiş idrarda bulunan bakteri sayısının anterior üretradaki mikroorganizmalarla kontaminasyondan fazla olması olarak tanımlanır. Genellikle >105 koloni/ml üreme anlamlı bakteriüri olarak kabul edilir. Ancak özellikle kadın hastalarda ve infeksiyonun başlangıç döneminde bu sayının 102 koloni/ml’ye kadar indiği bilinmektedir.
Asemptomatik bakteriüri; Üriner sistem infeksiyon (ÜSİ) semptomları olmaksızın ardışık alınan iki idrar kültüründe anlamlı bakteriüri olmasıdır.
Alt üriner sistem infeksiyonu; Anatomik olarak mesane ile sınırlı (sistit), genellikle kadınlarda görülen, dizüri, sık idrara gitme, acil idrar hissi ve bazen suprapubik hassasiyetle seyreden , anlamlı bakteriürinin saptandığı ÜSİ’larıdır.
Akut piyelonefrit; Böbrek parankimi veya toplayıcı sistemi infeksiyonu olup alt üriner sistem infeksiyonu bulgularına, ateş, yan ağrısı, kostolomber hassasiyetin eşlik etmesi şekinde gözlenir.
Komplike olmayan üriner sistem infeksiyonu; Nörolojik ve yapısal olarak normal olan üriner sistemin infeksiyonuna denir.
Komplike üriner sistem infeksiyonu: Nörolojik ve yapısal olarak anormal olan üriner sistemlerde meydana gelen infeksiyonlardır. Genel olarak erkeklerde, gebe kadınlarda ve çocuklardaki ÜSİ komplike olarak kabul edilir.Yine böbreğin kistik hastalıkları, anatomik anomaliler, obstrüksiyon, nörojenik mesane yabancı cisim, diabetes mellitus, renal transplantasyon, prostatit veya rezidüel idrar kalması halinde gelişen infeksiyonlar komplike üriner sistem infeksiyonları olarak kabul edilir.
Relaps: Daha önce üriner sistem infeksiyonu tedavisi almış olan hastada, bakteriürinin tedavi öncesi üreyen mikroorganizma ile yinelemesidir.
Reinfeksiyon: Daha önce üriner sistem infeksiyonu tedavisi almış olan hastada ilkinden farklı bir mikroorganizmayla infeksiyonun yinelemesidir.
Steril piüri: Belirgin piüri ile birlikte idrar kültüründe bakteri üretilememesidir. Bu terim aslında yanlış kullanılmaktadır, çünkü bu grup hastaların büyük kısmında etyolojiden klamidya, tüberküloz basili, mikoplasma gibi rutin idrar kültüründe üreyemeyen mikroorganizmalar sorumludur.Yani idrar steril değildir.
Akut üretral sendrom: Semptomlara rağmen anlamlı bakteriüri gözlenmemesidir.
Kronik üriner sistem infeksiyonu: Tedaviye rağmen aynı bakteriyel infeksiyonun aylar yıllar boyunca relapslar halinde ısrar etmesidir.
Kronik piyelonefrit: Rekürren ÜSİ’larına bağlı olarak böbrekte; intersitisiyum ve tübülilerde
patolojik değişikliklerin meydana gelmesidir.
İntrarenal apse: Bakteriyemi sonucu veya ciddi piyelonefrit sonrası ortaya çıkan böbrek içinde apseleşme ile karekterize bir komplikasyondur.
Perinefritik apse; Renal parankimdeki veya kan yolu ile gelen mikroorganizmanın böbreği çevreleyen yumuşak dokuyu sararak infeksiyon ve apse meydana getirmesidir.
ETİYOLOJİ ;
Üriner sistem infeksiyonlarının %95′inden tek bir bakteriyel ajan sorumludur. En çok izole edilen mikroorganizma E.coli olmakla birlikte, rekürren ÜSİ ve özellikle yapısal anomalilerin mevcudiyetinde (Obstrüktif üropati, konjenital anomaliler, nörojenik mesane, vb.) proteus, pseudomonas, klebsiella, enterobakter, enterokoklar ve stafilokok suşları ÜSİ etyolojisinde önemli bir yer tutmaktadır. Cinsel aktif kadınlarda akut sistitte S.saprophyticus etken olarak karşımıza çıkar.Yapısal bozukluklarda ise birden çok mikrooorganizma ile meydana gelen infeksiyonlar saptanabilir.
Hastane kaynaklı ÜSİ’nda hastane florası etyolojide önem kazanır.Yatan hastalarda proteus, klebsiella, enterobakter, pseudomonas, enterokok ve stafilokok suşları ile meydana gelen infeksiyonlar ayaktan gelen hastalara göre daha sık görülmektedir. D grubu korinobakterium da nozokomiyal üriner sistem patojenidir. ÜSİ’nda anaerob mikroorganizmalar etyolojide çok fazla yer almaz. Fungal ÜSİ, özellikle kateteri olan ve antibiyotik tedavisi gören hastalarda sık görülür. Bunların dışında nazlı üreyen (fastidious) mikroaerofil mikroorganizmaların ve kadınlarda Gardnerella vaginalis’in etyolojide rol oynayabileceği düşünülmüştür.Erişkinde bakteriüri kadınlarda daha sıktır. Kadınların %10-20’si hayatlarında bir kez ÜSİ geçirmişlerdir. Sık cinsel ilişki, diyafram kullanımı, spermisid kullanımı gibi nedenlerle kadınlarda infeksiyon riski artmaktadır. Ancak yaş ilerledikçe bakteriüri sıklığı erkeklerde de artmaktadır. Altmışbeş yaşın üzerindeki erkeklerin en az %10 ve kadınların %20 sinde bakteriüri saptanır.
TANI YÖNTEMLERİ :
İdrarın mikroskopik incelenmesi;
2000 rpm.de 5 dakika santrifüj edilmiş orta akım idrarının büyük büyütmede incelenmesi ile görülen her lökosit; 5-10/ml lökosite karşılık gelir. İdrarda normal sınırlar içerisindeki lökosit sayısı 10-50/ml’dir. Bu kriterler ışığında, temiz idrar örneğinden hazırlanan preparatta, 10×100 büyütmede, her alanda 5-10 lökosit görülmesi normalin üst sınırını gösterir.
Lökosit kamarasında lökosit sayma işlemi bundan daha spesifik bir yöntemdir. Bu yöntemle 10/ml lökosit tespit edilmesi lökositüri olarak kabul edilir.
Lökosit esteraz testi ile PMNL’lerin içindeki esteraz enziminin saptanması idrarda piüri tanımlanmasında geçerli ve hızlı bir yöntemdir
İdrarın gram boyası;
Santrifüj edilmemiş orta akım idrar örneğinden hazırlanan yaymada her alanda en az bir bakteri görülmesi, genellikle idrar kültüründe 105 cfu/ml bakteri üremesiyle paraleldir. Bu teknik spesifik olmamakla birlikte tanıya gidişte hızlı ve yol göstericidir.
İdrar kültürü:
Üretranın dış kısmında bakteriler kolonizedir. Bu nedenle işeme yöntemi ile alınan idrar kültür örneklerinde belirli oranda kontaminasyon riski mevcuttur. Kontaminasyonu infeksiyondan ayırt etmek için anlamlı bakteriüri tanımlamasının iyi bilinmesi gereklidir İdrar kültür alma yöntemleri
Orta akım idrar örneği: Rutinde tercih edilen yöntemdir. Bu yöntem uygulanırken kadın hastalarda uyulması gereken kurallar vardır.
Eller yıkanmalı,
Vulva yeşil sabun ya da benzeri bir temizleyici madde ile ıslatılmış dört değişik steril gazlı ped ile önden arkaya doğru sırayla silinmeli, Steril distile su ile ıslatılmış iki ayrı pamuk ile durulanmalı, Labialar ayrılarak ilk idrar tuvalete yapılmalı,orta idrar ise kültür kabına alınmalı, Kültür iki saat içinde ekilmelidir. ( Ekim öncesi +4°C de 24 saat bekletilebilir.)
Erkek hastalarda temizlik yapmaksızın orta akım idrar örneği almak kültür için yeterlidir.
Kateter ile kültür alma: Kooperasyon problemi olan veya nörolojik veya ürolojik defektleri nedeniyle işeyemeyen hastalardan aseptik koşullarda takılan kateter ile kültür alınabilir.
Suprapubik aspirasyon: Bu metod , prematüre infantlardan hamilelere kadar çok geniş bir grupta kullanılabilen başarılı bir metod olmakla birlikte uygulama zorluğu nedeniyle nadiren kullanılır. Pediyatrik hastalar veya üretral kontaminasyonla infeksiyonun ayrılamadığı vakalar gibi bazı özel klinik durumlarda endikedir.
İdrar kültüründeki üremenin değerlendirilmesi:
Asemptomatik kadın hastadan alınan iki ayrı idrar örneğinde > 105 cfu/ml Enterobacteriaceae grubu bakteri üremesi anlamlıdır. Ancak gram pozitif bakteriler, mantarlar ve nazlı üreyen bakteriler için bu sayı >104-105 cfu/ml olarak belirlenebilir.
Erkek hastada >103 cfu/ml Enterobacteriaceae grubu bakteri üremesi anlamlıdır.
Semptomatik hastalarda bir kez > 105 cfu/ml Enterobacteriaceae üremesi anlamlıdır. Yine semptomatik kadın hastalarda 102-105cfu/ml Enterobacteriaceae grubu bakteri üremesi %33 oranında bakteriyel infeksiyon riskini artırır.
ÜSİ’nin lokalizasyonunu saptamaya yönelik teknikler;
Özellikle lökositoz, CRP yüksekliği, sedimentasyondaki artış ÜSİ’nin lokalizsayonunu ayırdetmede yol göstericidir. Bu parametreler genellikle piyelonefrit tablosu ile birliktedirler. İdrar sedimentinde mikroskopik hematüri genellikle görülmekle birlikte makroskopik hematüri hemororajik sistit lehinedir.Yine proteinüri (<2g/L) ÜSİ’larında daimi olmasa da sıklıkla rastlanan bir bulgudur.
Sistiti piyelonefritten ayırmakta kullanılan güvenilir diğer testler; mesane idrarının kantitatif kültürünün yapılmasına dayalı Stamey testi ve Fairey mesane yıkama (washout ) testidir.
İdrarla b2 mikroglobülin atılımının tayini de yine piyelonefrit lehine bir bulgudur.
İnfeksiyonun lokalizasyonunu saptamak amacıyla radyolojik metotlar nadiren kullanılmaktadır. Ancak infeksiyona predispozisyon yaratacak yapısal anomalileri ve perinefritik apse gibi komplikasyonları ekarte etmek amacıyla intravenöz ürografiler uygulanabilir.Yine ÜSİ tanısında contrast-enhanced helical CT kullanılabilir.
TEDAVİ :
Üriner sistem infeksiyonlarında tedavi konusunda birçok tartışmalı konu hala çözüme kavuşmamıştır. Bakteriüri asemptomatik olup antimikrobiyal tedavi gerektirmeyebileceği gibi, sistit tedavisi ile piyelonefrit tedavisi oldukça farklı bir bakış açısı gerektirmektedir. Bu nedenle hekimin infeksiyonun lokalizasyonunu saptaması büyük önem taşır.
Nonspesifik tedavi prensipleri :
Hidrasyon; Tartışmalıdır.
İdrar pH’sı ; İdrar pH’sının asidifikasyonu ile antibakteriyel etkisi arasında paralel ilişki vardır. Bu nedenle tedavi sırasında diyet düzenlemeleri yapılarak idrarın asiditesi sağlanabilir.(Örn. Hastaların süt , meyvesuyu (yaban böğürtleni suyu hariç) sodyum bikarbonat tüketimi engellenebilir.Ancak burada da unutulmaması gereken bir diğer nokta idrar pH’sındaki değişikliklerin kullanılan antibiyotiklerin aktivitelerinde değişikliklere neden olabileceğidir.
Antimikrobiyal tedavi prensipleri :
Antimikrobiyal tedavide amaç üriner sistemdeki bakterinin eradikasyonudur. Bu nedenle tedavi sonuçlarý ancak takip idrar kültürü sonuçlarıyla değerlendirilebilir.
Bakteriürik bir hastanın tedaviye dört farklı yanıtı olabilir;
Kür: Tedavinin 48. saatinde ve tedavi bitimini takiben 1-2 hafta içinde alınan kontrol idrar kültürlerinde üreme olmaması
Persistans: a) Tedavinin 48. saatinde anlamlı bakteriürinin devam etmesi (tedavi başarısızlığı) b)Tedavinin 48. saatinde etken patojenin düşük sayıda üremesi (tedavi başarısızlığı ya da flora kontaminasyonu)
Relaps: Tedavinin bitiminden sonraki 2 hafta içinde daha önceki etken patojenin üremesi
Reenfeksiyon: İdrarın kemoterapi sonrası veya sırasında sterilizasyonundan sonra yeni bir ajanla meydana gelen infeksiyon
Tedavi protokolleri :
Piyelonefrit:
Ağır piyelonefrit: Sepsis öncü belirti ve bulguları olan hastalar hastaneye yatırılmalı, hemokültür ve idrar kültürü alındıktan sonra intravenöz yolla antibiyotik tedavisine başlanmalıdır. Baþlangıçta antibiyotik seçimi ampirik olmakla birlikte idrarın gram boyası tedavi seçimi hakkında bilgi verebilir. IV antibiyotik rejimi hasta hastanede 24-48 saat ateşsiz bir dönem geçirdikten sonra 2 haftaya tamamlanmak üzere oral olarak sürdürülebilir.
Hastalarda tedavi seçenekleri;
1)Toplum kökenli idrar yolu infeksiyonlarında; Aminoglikozidler, aztreonam, üreidopenisilinler, ampisilin-sulbaktam, tikarsilin-klavulonat, 3. kuşak sefalosporinler veya florokinolonlar tercih edilir. Tedavide önerilen ajanlar arasında E.coli’de saptanan direnç artışı nedeniyle ampisilin ve sülfonamidler bulunmamaktadır
2)Nosokomiyal infeksiyonlarda tedavi spektrumu daha geniş olmalı ve antipseudomonal bir antibiyotik içermelidir. Seftazidim, sefepim, tikarsilin-klavulonat, aztreonam, imipenem veya meropenem bir aminoglikozid veya kinolonla birlikte verilir. Etken mikroorganizmanın antibiyotik duyarlılık testi sonuçlandığında tedavi değiştirilir.Yaşlı ve böbrek yetmezliği olan hastalara aminoglikozid başlanmış ise antibiyotik duyarlılık test sonucundaki diğer alternatifler değerlendirilerek bir an evvel daha güvenli bir ajana geçilmelidir.
Eğer etkin tedaviye rağmen, ateş, bakteriyemi ve toksik bulgular üç günden uzun süre devam ediyorsa hastada intrarenal veya perinefritik apse ve/veya üriner obstrüksiyon araştırılmalıdır.
Hafif ve orta şiddette piyelonefrit:Hastanın tedaviye uyum sağlayabileceği düşünülüyor ve kusma şikayeti yok ise aynı ajanlarla oral tedavi planlanabilir.
Alt üriner sistem infeksiyonu:
Basit sistitte (kadınlarda) günümüzde kabul edilen tedavi süresi 3 gündür. Hasta, 65 yaşın üzerindeyse /diyabetik ise/ gebeyse / semptomların süresi 7 günden uzunsa / yakın geçmişte idrar yolu infeksiyonu anamnezi varsa, tedavi süresi 7-10 gün olarak belirlenmelidir. Tedavide oral kotrimoksazol, florokinolonlar, tercih edilebilir. Gebelerde bu ajanlar kullanılamayacağı için, amoksisilin, sefalosporinler, nitrofrantoin tercih edilebilir. Cinsel olarak aktif bir kadında ilk kez görülen alt üriner sistem semptom ve bulgularına piüri eşlik ediyorsa kültür almaksızın antibiyotik tedavisi başlanabilir.
Erkeklerde 3 günlük tedavi yaklaşımı ile ilgili yeterli veri olmadığı için önerilmemekte olup, prostatit başta olmak üzere komplikasyon faktörleri göz önüne alınarak tedavi süresi 7-10 gün olmalıdır.
Asemptomatik bakteriüri:
Asemptomatik bakteriüriye yaklaşım hastanın yaşına ve özelliklerine göre değişir. Gebelerde, çocuklarda, obstrüktif üropatisi, kronik böbrek yetmezliği, renal transplantasyonu, diyabeti ve nötropenisi olanlarda tedavi başlanmalıdır. Asemptomatik bakteriürik hastalar genellikle ileri yaşlardaki kadınlar ve daha az oranda yaşlı erkeklerdir bu kişilere antimikrobiyal tedavi uygulanması genellikle idrarın steril olmasını sağlayamadığı gibi yan etkiler, maliyet artışı ve dirençli mikroorganizmaların gelişimi gibi riskler taşımaktadır. Bundan dolayı asemptomatik bakteriürisi olan yaşlı kişilere tedavi önerilmemektedir.Ancak genel durumu aniden bozulan ve bakteriürisi olan çok yaşlı hastalar için artık asemptomatik bakteriüri tanımı kullanılamaz.Yaşlı hastalarda ürosepsisli kiþi ateşsiz olabilir ve bu hastalarda infeksiyon sadece mental durum değişikliği ile seyredebilir. Bu nedenle böyle hastalara tedavi başlanmalıdır.
Tekrarlayan üriner sistem infeksiyonları:
Yapısal anomalileri olmayan bir hastada ilk relaps tedavi süresi 2 hafta olmalıdır. İki haftalık tedaviden sonra relaps saptanırsa 2 haftalık tedavi bir kez daha denenir. Enfeksiyonun tekrarlaması halinde tedavi süresi 4-6 haftaya uzatılabilir. (Erkeklerde gözlenen relapslarda kronik prostatit ekarte edilmelidir.) Yapısal anomalilerin bulunması relapsa predizpozisyon sağlar bu nedenle bu grup hastada yapısal anomalilerin düzeltilmesi gerekmektedir.
Uzun süreli tedavide amoksisilin, TMP-SMZ, norfloksasin, siprofloksasin, nitrofrantoin bir hafta süreyle her gün tam doz daha sonra yarım doz halinde kullanılabilir.
Tedavide amaç bakterinin devamlı baskılanmasını sağlamaktır. Eğer tedavi bitiminde relaps ortaya çıkarsa tedavi bir başka ilaçla yinelenmeli, relapsın devamı halinde tedavi süresi 6-12 aya uzatılmalıdır. Bu dönem içinde aylık olarak kontrol idrar kültürü takibi yapılmalıdır.
Üriner sistem reenfeksiyonu;
İkiye ayrılabilir.
a) Sık olmayan reenfeksiyon; Yılda ya da 2-3 yılda bir kez olan ÜSİ: Her atak kendi içinde tedavi edilmeli, kadınlarda 3 günlük sistit tedavisi uygulanmalıdır.
b) Sık reinfeksiyon; Yukarıda tanımlanandan daha sık aralıklarla ortaya çıkan infeksiyonlardır. Daha çok orta yaşlı kadınlarda görülür. Asemptomatik reinfeksiyonların tedavi edilmesine gerek yoktur, çünkü bu hastalarda infeksiyon renal hasarlanmaya neden olmaz ve antimikrobiyal ajanların toksik yan etkileri fazladır. Ancak hastalar semptomatik ise veya renal hasarlanma sözkonusu ise ataklar tedavi edilmelidir.
Cinsel aktif kadınlarda semptomatik reinfeksiyonlar seksüel aktivite ile ilgili ise cinsel temas sonrası tek doz proflaktik kemoterapi (TMP-SMZ 80/400 mg veya siprofloksasin 100 mg) uygulanmalıdır. Sık semptomatik infeksiyon geçiren diğer hastalarda semptomlar ciddi ise uzun süreli kemoproflaksi uygulanmalıdır. Başarılı bir proflaksi için tam doz antibiyotik kullanmak gerekmez. Günde 50mg nitrofrantoin, 40-200mg TMP-SMZ, ya da florokinolonlar yeterlidir. Tedaviye hasta abakteriürik olana kadar devam edilir. Kontroller aylık idrar kültürü takibi ile yapılır. Sık reenfeksiyon görülen postmenapozal kadınlarda oral veya vajinal östrojen uygulamasının reinfeksiyon riskini azalttığı gösterilmiştir.
Tags: idrar enfeksiyonu, idrarhastaligi, idraryoluenfeksiyon, sidik enfeksiyony
İdrar Kaçırmayı Engelleyici Egzersizler
Bazen istemeden idrar kaçırıyorsanız alt karın duvarınızdaki kaslar, yaşlandıkça gevşemiş demektir. Her yerde yapabileceğiniz egzersizler için günde 20 dakika ayırabilirseniz, mesanenizin kontrolünü yeniden kazana-bilirsiniz.Mesaneyi kontrol eden kaslar anüs ve vajinayı çevreleyen kaslardır ve “pubokoksigeal” kasları adını alırlar. 1950 lerde Dr. A.M. Kegel bu kasları geliştirmek için bir sistemi geliştirdi.
Anüs çevresindeki büzgen kasları dışarı çıkmanızı engelleyecekmiş gibi kasarak başlayın. Gevşeyin ve tekrar kasın. Bunu 20-30 defa yapın. Bu hareketleri gün boyu birçok defa tekrarlayın. Pubokokigeal kaslarınızın gücü arttıkça mesanenizi daha iyi kontrol edebilirsiniz. Bunu yapan kadınların çoğu fazladan, cinsel olarak daha hevesli bir hale geldiklerini fark etmişlerdir.
Tags: çişimitutamıyom, idrarkaçıyo, idrarsorunu
Böbrek Yetmezliği
BöbrekGenel Bilgiler
Böbrek karnın arka bölgesinde bulunan 100-150 gram ağırlığında bir organdır. Normal kişilerde sağ ve solda olmak üzere iki adet böbrek bulunur. Toplumda yaklaşık 1000 kişinin bir tanesinde tek böbrek vardır. Tek böbrekli olmanın önemli bir sakıncası yoktur.
Böbreklerin işlevi
Böbreğin başlıca işlevleri vücut su, tuz, kalsiyum dengesinin sağlanması, idrar aracılığı ile zararlı maddelerin ve ilaçların vücuttan atılması ve hormon, şeker metabolizmasına olan katkılarıdır. Böbrek yetmezliğinde böbreğin bu işlevlerinde bozulma olur. Böbrek yetmezliği ani (akut) veya sinsi (kronik) seyirli olmak üzere iki şekilde gelişebilir.
Akut böbrek yetmezliğinin nedenleri
Çok sayıda neden vardır;
1. Ağır kanama, kusma, ishal, yanık sonucu kan basıncında düşme
2. Gebelik: Kanamalar, gebelik zehirlenmesi, sağlıksız koşullarda yapılandüşükler
3. Kalp yetmezliği
4. Böbrek hastalıkları: Nefrit, böbrek damarının tıkanması
5. İdrar yollarında tıkanıklık: Kanser, prostat büyümesi, taşa bağlı tıkanma
6. Ameliyatlardan, özellikle büyük ameliyatlardan sonra
7. İlaçlar: İlaçlara bağlı akut böbrek yetmezliği sık karşılaşılan bir sorundur, bu nedenle ilaçlar kesinlikle doktor denetiminde kullanılmalıdır.
8. Depreme bağlı kas zedelenmeleri
Kronik böbrek yetmezliğinin nedenleri
Türk Nefroloji Derneğinin verilerine göre;
1. Nefrit: Böbrek iltihabıdır.
2. Şeker hastalığı
3. Hipertansiyon
4. Taş, tıkanma, tümör gibi idrar yolu hastalıkları
5. Böbrek kistleri
6. Diğer nedenler
Belirti ve bulgular
Gece idrara kalkma, halsizlik, nefes darlığı, çarpıntı, idrar miktarında azalma, hipertansiyon, el, ayaklar ve göz etrafında şişmedir. Böbrek yetmezliğinin erken dönemlerinde belirtiler çok silik olabilir, tek belirti sık gece idrara kalkma olabilir. Gece idrara kalkma akşam çok sıvı (çay, su, karpuz…) alanlarda veya prostat hastalığı olanlarda da görülebilir. Gece idrara kalkan bir hastada başka bir neden yoksa bunun nedeni böbrek yetmezliği olabilir. Bu nedenle sık sık gece idrara kalkanların mutlaka böbrek yetmezliği yönünden araştırılmaları gereklidir. Bu amaçla kan ve idrar incelemeleri yapılmalıdır.
Tanı
Böbrek yetmezliğinin tanısı kanda üre veya kreatinin isimli maddelerin ölçülmesi ile mümkündür. İdrar incelemesi, radyolojik yöntemler, kanın biyokimyasal incelemesi ve diğer laboratuvar incelemeleri böbrek yetmezliğinin nedenini anlamaya yöneliktir.
Tedavi
Akut ve kronik böbrek yetmezliklerinde tedavi farklıdır. Böbrek yetmezliği tedavisi hastanın özelliğine ve böbrek yetmezliğine yol açan hastalığa göre değişir. Tedavi kesinlikle bir doktor denetiminde olmalıdır. Tedavide en önemli nokta eğer var ise kan basıncı düşüklüğü veya yüksekliğinin kontrol altına alınmasıdır. Beslenme, sıvı ve tuz dengesinin sağlanması ve ilaçlar diğer tedavi yöntemleridir.
Akut böbrek yetmezliği olan hastaların böbrekleri iyi ve yeterli tedavi ile genellikle düzelir. Böbrek yetmezliği ilerler ve kalıcı hale gelirse başka tedavi yöntemleri gerekir:
1. Diyaliz
2. Böbrek nakli
Böbrek Taşları
Henüz tamamen anlaşılamamış bazı sebeplerle normal idrarın içeriğinde bulunan özellikle ürik asit ve kalsiyum gibi maddeler kristalleşerek böbrek içinde taş olarak adlandırılan yapıları oluştururlar. Tıbbi adı Nefrolitiazis dir. Oluşan bu taşlar golf topu kadar büyük olabileceği gibi kum tanesi kadar küçükte olabilirler. Düzgün yuvarlak, sivri, asimetrik vs. çeşitli şekillerde olabilirler. Çoğu taş sarı-kahverengi renklerdedir. Ancak kimyasal bileşimine göre bronz rengi, altuni veya siyah renkli taşlar da olabilir.
Bazı taşlar hiç belirti vermeden böbrekte kalabilirler. Bazıları ise ureterler, mesane ve uretra boyunca yer değiştirirler ve idrarla dışarı atılabilirler. Küçük olan taşlar herhangi bir belirti vermeden veya çok az bir rahatsızlıkla dışarı atılabilirken daha büyük olan taşlar çok şiddetli ağrılara sebep olabilirler.Bazende idrar geçişini önleyebilen tehlikeli tıkanıklıklar oluşturabilirler.
Görülme Sıklığı:
Oldukça sık görülen bir hastalıktır. Erkeklerin % 10-15 i, kadınların ise ortalama % 5 inde görülür.İlk olarak genellikle 20-30 yaşlarında ortaya çıkar. Özellikle erkeklerde bir kez taş oluşmuş erkeklerin 2/3 ünde ortalama 9 yıl içinde taş tekrarlamaktadır.
Sebepleri:
Böbrek taşını oluşturan sebepler kesin olarak bilinmemektedir. Bazı araştırmacılar içilen suyun çok fazla sert ( kalsiyum sulfat içeriği fazla ) veya çok fazla yumuşak ( sodyum karbonat içeriği fazla ) olmasının etki edebileceğini söylemektedirler. Aşırı alkol tüketimi, gut hastalığı da aşırı taş oluşumuna sebep olabilir.Bazı araştırmacılar ise aşırı sıvı kaybına neden olan sıcak iklimlerde böbrek taşının daha sık rastlandığını, bir başka grup birtakım özel yiyeceklerin bövrek taşına neden olduğunu iddia etmektedir.
Böbrek Taşlarının Tipleri:
Böbrek taşları kimyasal içerik olarak farklılıklar gösterir.
Tüm böbrek taşlarının yaklaşık % 70-80 i ya kalsiyum oksalat, veya kalsiyum fosfat ya da her ikisinin bileşiminden oluşur. Kalsiyum diş ve kemik sağlığında önemli rol aynar ve normal diyette bulunur. Kalsiyumun fazlası idrar yolu ile ile vücuttan uzaklaştırılır. Kalsiyum taşları da hiperkalsiüri ( idrarda aşırı kalsiyum bulunması ) li kişilerde oluşmaktadır.
Kalsiyum taşı oluşan hastaların % 40 ında sebebi bilinmeyen ailevi geçişli kalsiyum metabolizması bozukluğu vardır.Ender olarakta kalsiyum metabolizmasını harekete geçirenparotiroid hormonunu aşırı miktarlardaüreten paratiroid bezi tümörü sebep olmaktadır. Furasemid gibi diüretikler, kalsiyum bazlı antasitler ve steroidler de hiperkalsiüri ye neden olabilmektedir. Aynı zamanda bazı barsak hastalıkları, A ve D vitamininin çok yüksek miktarlarda alınması, et, tavuk, balık gibi yiyeceklerin aşırı alınması da sebep olabilmektedir.
DiyetteB vitamininin çok az veyaC vitamininin çok fazla olması ile kalsiyum oksalat taşlarının oluşumu arasında bir ilişki kurulmaktadır.
Ürik asit vücutta protein yıkımı sonucu normal olarak oluşur ve idrarla atılır. Ancak bazı kişilerde özellikle erkeklerde ürik asit böbreklerde ve eklem yerlerinde birikebilir. Eklemlerde ürik asit birikmesi ailevi geçişli olan gut hastalığında görülür. Böbreklerde birikmesi ile de ürik asit taşları oluşur.
Böbrek taşlarının % 5-23 ü ( özellikle çoğunlukla erkeklerde olmak üzere) ürik asit taşlarıdır. Ürik asit taşlarında genetik faktörlerin de rol oynadığı öne sürülmektedir. Yüksek proteinli ( özellikle et ürünleri fazla ) diyet alanlarda ürik asit taşı oluşma olasılığı artmaktadır.
Tüm taşların yaklaşık % 20 sini oluştururlar. İdrardaki ürenin bakteriler tarafından bozulması ile asidikleşen idrarda oluşan amonyak ve magnezyumun kristalleşmesi enfeksiyon taşlarına neden olmaktadır. Üriner sistem enfeksiyonu geçirmeye daha yatkın olan kadınlarda erkeklere oranla daha sık rastlanmaktadır.
Sistin sinir kas ve bazı dokuların yapı taşlarından olan aminiasitlerden biridir. Ender görülen ailevi bir hastalık olan sistinüri de böbrekler de sistin taşları oluşur. Tüm taşların % 1-2 sini oluşturmaktadır.
Çok çeşitli sebeplere bağlı olarak idrar yollarında meydana gelen, muhtevaları farklı taşlar. Böbrek ve idrar yollarındaki taşlar, idrar yollarının tıkanmasına bağlı olarak gelişen, böbrek hastalıklarının en sık görülen sebebidir. En sık 20-40 yaşları arasında görülür.
İdrar yolu taşları, genellikle vücuttaki hassas bir dengenin bozulması sonunda meydana gelir. Böbrekler, vücuttaki suyu korurken, çözünürlüğü az olan bir takım maddeleri de atmak zorundadır. Bu iki zıt durum arasında diyet, iklim ve aktiviteye uyumun sağlandığı bir denge kurulmalıdır. İdrarda, kalsiyum kristallerinden zerrecikler meydana gelmesini önleyen ve çözünen maddelerdeki kalsiyumu bağlayan maddeler mevcuttur. Atılma miktarının artması veya aşırı su tutulması sebebiyle idrar, çözünmeyen maddelere doyunca, kristal zerrecikler hasıl olur, büyür ve taş meydana getirmek üzere çökmeye başlar. Kalsiyum oksalat ve fosfat kendi aralarında birçok taş kompleksleri meydana getirebilir. Kalsiyum oksalat, fosfat, ürik asit ve sistinin idrarla fazla atılması veya fazla su kaybı, idrarın yoğunlaşıp, çözünmüş madde miktarının artmasına sebeb olabilir. İdrar iyonlara doyunca kümeleşmeler olur. Bu kümeler sabitleşince, çekirdek meydana gelir ve çekirdek bir taş meydana getirmek üzere büyür.
Kalsiyum, ürik asit, sistin ve struvit (magnezyum, amonyum fosfat) taşları hemen hemen böbrek taşlarının hepsini meydana getirirler. Kalsiyum oksalat ve fosfat taşları bütün taşların % 75 ila 85′ini yaparlar.
Kalsiyum taşları genellikle 30 yaş üstündeki erkeklerde görülür. Taş oluştuktan sonra yeni taşların oluşma süresi hızlanabilir. Her 2-3 senede bir tekrarlayabilir. Kalsiyum taşı hastalığı, büyük ölçüde irsidir. Uzun süre yatalak olan hastalarda, bazı kemik hastalıklarında, paratiroid bezi hastalıklarında, böbrek hastalıklarında, aşırı D vitamini alanlarda görülebilir. Kalsiyum oksalat taşları iltihap sonucunda da olabilir.
Ürik asit taşları direkt (düz) filmde görülmez (diğer taşlar görülür). Ancak ilaçlı filmde (İ.V.P) görülebilir. Umumiyetle erkeklerde görülür. Ürik asit taşı gelişen hastaların bir kısmında gut hastalığı da mevcut olup, irsidir. Fazla et yiyenlerde, uzun süren yüksek ateşli hastalıklarda, kan kanserinde, kanser tedavisi esnasında görülebilir.
“Sistin” taşları çok nadirdir, irsidir.
“Struvit” taşları sık görülür ve tehlikelidir. Genellikle kadınlarda rastlanan bu taşlar, bakterilerin sebep olduğu idrar yolu iltihapları sonucunda meydana gelir. Bu taşlar büyük ebatlara erişip, böbrekten çıkan idrar yolundaki böbrek havuzunu doldurabilir.
Taşların belirtileri: İdrar yolu yüzeyini kaplayan taşlar belirti vermeyebilirler. Herhangi bir sebeple çekilen karın filminde idrar yolu taşı tesbit edilebilir. Bazen de idrarda gözle görülebilen veya mikroskobik kanamalar olabilir. Umumiyetle taş parçalanıp yerinden oynar ve idrar yoluna girip tıkar, ağrıya sebep olur. Taş, üreterden (böbrek ve mesane arasındaki idrar yolu) belirti vermeden geçebilir, fakat çoğu zaman bu geçiş ağrı ve kanama yapar. Böğürde giderek artan bir ağrı başlar. 20-60 dakikada ağrı şiddetlenir, bu durumda ağrı kesiciler gerekir. Ağrı böğürde kalabildiği gibi alt kısımlara da yayılabilir. Ağrının aşağıya kayması, taşın üreterin alt ucuna hareket ettiğini gösterir. Üreterin mesaneye girdiği bölgede olan taş; sık idrara çıkma, ağrılı idrar yapma gibi belirtilere sebep olur ve idrar yolu iltihapları ile karışabilir. Hareket halindeki taş kanama yapar. Taş bulunan hastada, idrar yolu iltihabı sık görülür. Bu iki hastalık birbirinin ilerlemesini arttırır.
İdrarla, üreterleri tıkayacak miktarda ürik asit veya sistin atılabilir. Kalsiyum oksalat kristalleri tıkanma yapmaz, kum şeklinde atılabilir. Kalsiyum fosfat kristalleri idrarı süt kıvamına sokabilir, tıkanma yapmaz.
Taş hastalığında ayrıca; bulantı, kusma, bel ağrısı, karında şişkinlik ve ishal gibi belirtiler olabilir.
Böbrek taşı olan hastaların tedavi ve değerlendirilmesi: Böbrek taşlarının oluşumlarının ve böyümelerinin önlenmesi için taşın cinsi ve sebebi araştırılmalıdır. Hastalığın mühim bir kısmında, taşa sebeb olan ve serum ve idrarın kimyasal analizi ile ortaya çıkarılabilen metabolik hastalıklar mevcuttur. Serum ve idrarda gerekli tahliller yapılır. Mümkünse böbrek taşının muhtevası incelenerek buna göre perhiz ve tedavi planlanır. Bozukluk ne olursa olsun her hasta susuz kalmaktan kaçınmalı ve günde 6-8 bardak su içmelidir.
Böbrek ve idrar yollarında mevcut taşların tedavisi için tıbbi ve cerrahi yönden yaklaşmak gereklidir. Tedavi; taşın yerleştiği yere, yaptığı tıkanıklığın durumuna, böbreklerin çalışmasına, iltihabın olup olmamasına, ameliyat riskine, hastanın durumuna göre değişir. Genel olarak; şiddetli tıkanma, iltihap, dayanılmaz ağrı, çok şiddetli kanama varsa taşın cerrahi metodlarla veya mesaneden sistoskopla girerek alınması (basket metodu) yoluna gidilebilir.
Son yirmi beş senedir, böbrek taşlarının tıbbi tedavisinde mühim gelişmeler olmuştur. Kalsiyum oksalat taşlarının tedavisinde hasta bol sıvı almalıdır. Sıvı; oksalat muhtevası yüksek çay, kahve veya meyve suları yerine tercihen su şeklinde alınmalıdır. Hastanın diyetindeki kalsiyum ve oksalat kısıtlanmalıdır. İdrarla oksalat itrahını arttıracağından, aşırı C-vitamini alınmamalıdır. Oksalat kumu çok sebze yiyenlerde meydana gelir. Oksalat bulunan sebzeler yenmemelidir. Kuzu kulağı, ıspanak, beyaz fasulye, semizotu, elma, armut, kiraz, vişne, çilek ve incir yasaktır. Biber, çikolata, kakao yasaktır. Kepeksiz beyaz ekmek yemelidir. Böbrek taşına karşı en iyi ilaç terementidir. Terementiden ceviz kadarını şekerle veye menekşe şerbeti ile içmek çok faydalıdır. Terementinin taş düşürdüğü, Fransızca tıb kitaplarında yazılıdır. Nieron adındaki mayi (sıvı) da, böbrek taşlarını parçalamakta, bunları ve kumları dökmektedir. Bu ilaç, günde üç defa yemeklerde otuzar damla alınmalıdır. Perhizler, başarısız kalırsa tiazit grubu idrar söktürücü ilaçlarla tedavinin uygulanmasına başlanabilir. Kalsiyum oksalat taşlarının tıbbi tedavi ile erimesi mümkün değildir. Tedavinin gayesi yeni taş teşekkülünü önlemektir.
Ürik asit taşlarının mühim bir kısmı, et, balık ve kümes hayvanı etlerinin aşırı alınmasına bağlıdır. Diyeti değiştirmek ideal bir tedavi olur. En çok ürik asit yapan genç hayvan etleri, jelatinli etler (baş, ayak, deri), beyin, karaciğer, böbrek ve işkembedir. Ekmek ve et de oldukça ürik asit yapar. Kahve, gazoz yasaktır. Hergün iki üç litre bol su içmelidir. Limon suyu ve mide sodası vererek idrarın asitliği azaltılmalıdır. Bu sayede ürik asit taşlarının husulünü önlemek mümkündür. Ürik asidi atmak için gerekirse allopurinol tedaviye eklenir.
İdrar yolu taşlarının, bir cerrahi müdahaleye gerek kalmadan tedavisi, asırlardır taş hastalarının ve doktorların en büyük hayali olmuştur. Tamamen vücut dışından tatbik edilen “şok dalgaları” ile böbrek taşlarını parçalayarak tedavi konusunda 1976 yılından beri çalışmalar yapılmaktadır. Bu metod, 1980′den bu yana insanlar üzerinde de uygulanmaya başlanmıştır. Şok dalgalarıyla böbrek taşlarının tedavisi, taşların bir milimetreden küçük parçalara ayrılması ve bunların üreter yoluyla aniden atılması esasına dayanır. Taşın üreterden geçişi esnasında ağrılara mani olmak için ağrı kesiciler uygulanır. Hastanın ağrıları kesilip, taş kırıntıları tamamen atıldığında, hasta evine gönderilebilir. Henüz sınırlı olarak kullanılan bu metodla % 90 başarı sağlanıyor. Hastahanede kalma süresinin kısa olması, hastanın kısa sürede işine dönebilmesi yanında, hastanın ameliyat korkusunu kaldırması gibi avantajları vardır. Cihaz oldukça pahalı olmakla beraber, metod gittikçe yaygınlaşan bir tedavi şekli olarak görülmektedir.
Tags: böbrek, böbrektaşı, böbrektaşıhastaligi, meteor
Böbrek Kisti
İyi huylu böbrek kisti yaygındır. Elli yaşın üzerinde %50 civarında bir ya da daha fazla böbrek kisti bulunur. Erkeklerde kadınlara oranla daha sıktır. %10 tek taraflı ve tek kist, %5inde iki taraflıdır. Basit kistler olarak adlandırdığımız bu kistler anne karnında böbreğin gelişmesini sağlayan kanalların kalıntılarından oluşurlar. Kistlerin içi şeffaf sıvı ile doludur. Böbrek taşları ve hipertansiyonda yapılan kontrol değerlendirmelerinde tesadüfen ortaya çıkarlar. Kistin tümöre dönüşümü düşük oranda görülmektedir.
Genelde tedavi gerekmez, kist bası ile ağrı yapıyorsa, böbrek taşları kiste eşlik ediyorsa, tansiyon şikayetleri varsa ameliyatla kistin boşaltılması gereklidir.Yapılan bu işlemlerde esas vurgulanması gereken durum günümüzde eskisi gibi açık cerrahi ile değil, daha konforlu olan kapalı ameliyatla (LAPAROSKOPİK) herhangi bir yara açmadan, kanama riski ve iş gücü kaybı olmadan, hastanede yatış süresi çok kısa olarak yapılmaktadır.
Fakat eğer kist tomografi ile değerlendirildiğinde kistin içindeki sıvı şeffaflık özelliğini yitirmişse ve kanama ile yoğunlaşmıssa, normalde ince ve düzgün olan kist duvarı kalınlaşmıssa, içinde herhangi bir oluşum olmayan kistin içinde bir dolgunluk,doku (tümör) varsa ,içinde olmaması gereken kireçlenmeler ve bantlar varsa, kist içinde radyo opak madde tutulumu varsa kistin tümör lehine yapısal değişikliğe uğradığı düşünülmeli,basit kist tedavisi değil ve tümör için düşünülen tedavi seçenekleri uygulanmalıdır.
Kistleri olan hastalar senede bir kez USG(ultrason) veya tomografi ile kontrollerini yaptırmalıdır. Erken safhada yakalanan bu komplike kistlerin tedavi şansı herzaman vardır.
Polikistik Böbrek Hastalığı
Polikistik böbrek hastalığı, birçok kist salkımının böbreklerinizin içinde geliştiği bir hastalıktır. Kistler içinde su benzeri sıvı bulunan selim yuvarlak keseciklerdir. Bu keseciklerin boyutları çok ufaktan çok büyüğe kadar çeşitlilik gösterirler, öyle ki bazıları yaklaşık 1 litre sıvı tutabilir.
Her ne kadar böbrekler polikistik böbrek hastalığından en şiddetli etkilenen organlar olsa da, bu hastalık sadece böbreklerinizle sınırlı değildir. Bu hastalık, karaciğerinizde, pankreasınızda, beyninizi ve merkezi sinir sisteminizi saran zarlarda ve seminal veziküllerde kist oluşumuna sebep olabilir. Başka komplikasyonlar da oluşabilir.
Polikistik böbrek hastalığı bulunan insanlar için, böbrek hastalığı sonucu gelişen yüksek kan basıncı (hipertansiyon) en büyük risktir. Bu hastalığa sahip insanlarda hipertansiyondan kaynaklanan komplikasyonlar en önde giden ölüm sebebidir. Böbrek yetmezliği de polikistik böbrek hastalığına sahip kişilerde çok yaygındır.
Hastalığın sebebi, anormal genlerdir ve hastalığın etkisi altındaki kişide böbrek kisti oluşumunu önlemek ya da oluşumu geri çevirmek mümkün değildir. Fakat hastalık şiddet düzeyi açısından çok çeşitlilik gösterir ve bazı komplikasyonların önlenmesi mümkündür. Düzenli kontroller, yüksek kan basıncı gibi komplikasyonların böbreklerinize vereceği zararı azaltacak tedavilere yönlendirebilir.
ÖNERİLER
Böbreklerin, Kortikal basit kistleri 5 cm Çapa ulaşıncaya kadar müdahale edilmezler, bir zararı yoktur. Bol su içmek (Günde yazın 5 lt, kışın 3 lt kadar) yeterlidir.
Basit, klinik olarak asemptomatik böbrek kist sıvıları kolayca enfekte olmaz ve bunlarda cerrahi girişimin geciktirilmesi, kist içinde enfeksiyon riski oluşturmaz.
Tags: böbrek hastalıgı, böbrek kisti, kist