TAŞ BASKI (LİTOĞRAFİ)
Yünanca lithos:”taş” olarak da bilinir,yağ ve suyun karışmaz oluşundan yaralanılarak gerçekleştirilen düz yüzey baskısı (planografik baskı) işlemi.Bu yöntemde,düz baskı levhası (klişe) üzerindeki imge yağlandıktan sora levha ıslatılır:nemli alanlar sürülen mürekkebi emmediğinden baskı sırasında buraları boş çıkar.Klişe özel bir baskı aracılığıyla /sanat düzlemlerinde)doğrudan kağısa basılabildiği gibi kauçuk silindirlerede (ticari ürünlernde basılabilir ve buradan kağıda attarılılabilir.
Taş baskı tekniği ilk olarak 1798′de Münihli Alois Senelder (*) tarafından gözenekli kireçtaşlı bloklarla uygulanmış,ama senefelder’in bu yöntemi Vollstandiges Lehrbuch der Standrıckerey’de (kapsamlı Taş Baskı Ders Kitabı) açıklamasına değin gizli tutulmuştur.
Güzel sanatlarda taş baskı. Sanatçılar tarafından yeğlenenlerle basma yöntemlerinde baskı taşının hazırlanışı ve kullanılan malzemeler senefeldeden bu yana fazla değişmemiştir.En çok taş kullanılmakla birlikte bazen :çinko yada aluminyum levhada kullanılır.Baskı alemi tamamlandıktan sonra metal levhaların yüzeyi de taşta olduğu gibi bozularak imge yok edilir.sanat ürünlerinde imge yağlı bir mürekkep yada mumluboyayla çizilir.Ardından levha ıslatılıp mürekkep emdirildikten sonra baskı işlemi yapılır.Baskı sırasında yğzeyde aşındırma olmadığından tek bir blokta sayısız kullanılan bloklardan belli sayida numaralı ve imzalı baskı yapıldfıktan sonra bloklar yok edilir.
Taş baskı 19. yüzyılın ortalarında Fransa da yaygın olarak kullanıldı.Theodore Gericault,Eugne Delacroix ve o sıralarda Fransada bulunan Francisko de goya,bu teknigi ilk kullanan sanatçılar oldu .ama bu teknikle en fazla ürün veren honore daumier’dir Daumier karikatürlerden özgün baskıya kadar 4 bin dolayında “aktarma taş baskı” teknigi geliştirmiştir .Bu yöntemlerde çizim taş levha üzerinde tutturulur ve baskı öyle yapılırdı taş üzerinde çalışmaktan daha kolay olan bu yöntemlerde kağıdın dokusu yansıyordu 19. yüzyılın ikinci yarısında Edgar Degas ve Edouard Manet de taş baskı üzerinde çalışmış Odolion Redon ise yapıtlardan çoğunu bu yöntemler gerçekleştirmiştir.Oleografi olarak da anılan renkli taş bas(*) 19.yüzyılın ikinci yarısında geliştirildi Yaygın kullanılmasına karlın sonc çok başarılı olmuoyrdu ama Henri de Toukıuse Lautec 1980′larda bu yöntemle son derece nitalikle çalışmalar yaptı Ardından Paul Gaurguin,Pierre bonnard ve Edouard Vuilard da aynı tentiği başarıyla uyguladılar.Orozco diego rivera ve rufino tamoya g,b, meksikalı ressamlar Rockwell Kent,Ben shahn,Jean Charlot,Robert Rauscen,henri Matisse,geoge Raunult gibi Fransozlar ,ispancol Pablo Picasso ile Henry Moore,Graham Sutherland ve David Hockney gibi ingiliz sanatçılar taş baskıyla güçlü ve etkili imgeler elde ettiler.
Ticari taş baskı. Yaklaşık 1825′ten sonra geniş bir okuyucu kitlesine ulaştırmak istenen ticari yayınların sirketilerinin sayısı artmaya başladı.bunlarin arasındaki en güçlü yayınevlerinden biride New York kentindeki Currier&Iver adlı şirketti şirket baskılarını siyah mürekkeple gerçekleştiriyor daha sonra cizimler suluboyayla bir dizi kadın tarafından renklendiriliyordu.
1865′t ingiltere’de Hughes& Kimber adlı şirket buhar gücüyle çalışan ilk taş baskı makinesini kullanmaya başladı.yöntem ertesi yıl ABD’de uygulama kondu bu makinelerde taş levha otomatik merdanelerce nemlendiriliyor ve mürekkeplendiriliyor,kağıt ise klişeye döner bir silindirle bastırılıyordu.
1953′te İngiltere’de John Stharter ilk ofset taş baskı (ya da kısaca ofset baskı ) yönteminin patentini aldı.ama bu teknik 1970′lerde düz yataklı baskı makinelerinde metaller üzerinde baskı yaptırmakla kullanılan ofset silindirin degişmesine değin kullanılmadı 1860′ta geliştirilerej kullanılan ışılaktarım (fototransfer) işlemi kagıt izerindeki mürekkebi renklendirerek baskı yüzeyine akrarılması olanaklı duruma getirdi.
Günümüzde kullanılan en yaygın baskı teknigi olan ofset baskıda mürekkeplenmiş görüntü önce kauçık bir yüzeyin üzerine bastırılır ve daha sonra silindir bu görüntüyü kağıt ya da üzerine aktarır Kauçuk yüzey esnek oldugundan bu teknikle ahşap,sac,bez,deri gibi malzemelerle ve kaba yada pürüzsüz kagıt üzerine dolayca baskı yapılabilir.Gazete,Dergi,El ilanı gibi çok sayıda üretilen yayınların basımında ofset baskı tekniginden yararlanılır.Modern rotatif baskı makineleriyle gerçekleştirilen baskı yöntemleriyle gerçekletirilen baskıları hizalamak olanaksızdır.Bu teknikle filmi alınabilen tüm baskıların baskısı yapılabilir.
Türkiyede taş baskı baş baskı tekniğiini Türkiyeye Collini kardeşler olarak bilinen cailol kardeşler.
Jacques Cailoil ve Henri Cayol getirdi.Cailol kardeşler,serasker Hüsrev Mehmet Paşanın korumasında Bab-ı seraskeriye (sonradan harbiye nezareti) (1983) ilk taş baskı klişerleri ve matbaa araç gereçleri avrupadan getirilmişti.Atölyede 50 kadar çırak çalışıyordu. ilk basılan kitaplar askeri eğitim amaçlıydı.Hüsrev Mehmed Paşa’nın görevine son verilince Cailoloil kardeşlerin görevinede son verildi. Henri Cayol padişah fermanıyla el yazması türkçe kitapları basma ayrıcalıgını elde etti ve beyoglunda taş baskı atölyesini kurdu.Sonradan başka dillerde de baskılar yapan matbaalar kurarak ölünceye değin (1965) çok sayıda taş baskı ustası yetiştirdi.Bab-ı Seraskeri Matbaası Cailoil ayrılmasında sonrada da çalıştı çok geçmeden sağlanan dizgi harferiyle burada tipo baskıda yaptırıldı.Taş baskıcılık istanbulda hızla yaygınlaştı.1835′te maçkada’ki mektei Harbiyede baılı kağıt gereksinimini karşılamak amacıyla kurulan taş baskı atölyesinde kitapta basıldı 1849da tophanedeki Mekteb-i Bahriye-i şahanede 1950′de valide mektebinnde 1951′de Darü’l-Maarif’te taş baskı atölyeleri kuruldu aynı dönemde özel atölyelerde yaygınlaştı: 1957′de Tünel başında Löfler’in 1960′da Ali Efendinin 1962 de Fatih sarıgüzelde bosneri El-Haç Muuharrem atölyeleri açıldı.1883′de istanbulun çeşitli yerlerinde 27 taş baskı atölyeesi vardı bu matbaalar,yazma kitaba alışmış olan halkın benimsedigi yazı türünü harekertleri kullanarak basma kitabında ilgi görmesini sagladılar.Başlangıçta halk kitaplarıyla Divanlar basan özel atölyelerde zamanla her çeşit kitap basıldı Anadolu’da Baskı atölyeler,i kuruldu Tipografinin gelişmesi üzerine,20.YY Başında taş baskıcılıkta yavas yavas terkedildi.
Tags: resim, resim sanatı, resimler, ressam, ressamlar, ünlü ressamlar
DADA VE SÜRREALİZM
1916 yılında Zurich’de bir grup sanatçı ve yazar Cabaret Voltaire’i kurmuşlar ve Dada adını verdikleri sanat hareketini başlatmışlardır.bu ad sözlüğün rast gele açılan bir sahifesinden anlam aramaksızın bulunan bir söze göre ( daha çocuk dilinde at demek oluyor) aynı ölçüde anlamsız olan sanat hareketine ad olarak verilmiştir.Voltaire kabaresi sanat galerisi tiyatro ve toplantı salonu olarak kullanılmıştır.
Sanat hareketinin Zürich grubu denilen sanatçıları Savaş nedeniyle İsviçre’ye sığınan Fransız Jean Arp. rumen Tristan Tzara ve Alman Hugo Ball’dır
Dada sanat hareketi amerikada , almanyada ve , Savaş sonrası, Fransa’da sanatçılar ve yazarlar arasında geçerli olmuştur.Mew York’da Marcel Duchamp, Fransa’da Picabia ve Man Ray , Almanya’da Hanover’de Kurt Schwitters, Köln’de Max Ernst hareketi içtenlikle temsil eden sanatçılardır.Savaş sonunda Paris Dadanın merkezi olmuş. A.Breton, Aragon, Eluard gibi tanınmış kişilerden oluşan yazarlar grubunca benimsenmiştir.
Dada sürealizmin öncüsü olmuştur.
Dada Anti-Art ve yıkıcı bir sanat hareketidir.İdeolojik, filozofik ve moral oluş nedenleri vardır.Birinci dünya Savaşı süresince savaştan sonra yenen ve yenik düşen memleketlerde doğan köklü değerler bunalımının doğal sonucu olarak ortaya çıkmıştır.Rumen Tristan Tzara hareketin doğuşunu hazırlayan nedenleri açıklamıştır.Savaş süresince, modern denilen uygarlığın bütün kurulu değerine karşı duyulan tiksinti ve bunun sonucu oluşan absurd (anlamsız) yaşam çöküntüsü sanata da tümüyle yansımıştır.Dada neden, niçin sorularına yanıt bulamanyan negatif bir yaşama kavramıdır.Güzel nedir?, Çirkin Nedir?, Büyük kuvvet, zaif nedir?, Carpentier, Renan nedir? Tanımıyorum tanımıyorum tanımıyorum tanımıyorum…
Resim sanatı dalında dadanın gerçek temsilcisi Marcel Duchamp olmuştur.1913 yılında New york’da Armony Show’da eserleri de sergilenen Marcel Duchamp’ın readymade’leri (Hazır eserleri) , örneğin bir şişe kurutacağı, bir psivar bu sanatçının özgün yaptıklarındandır.Bunlar gösteri-yapıtlardır. Sanat eseri estetik duygudan, özellikten yoksun bayağı bir şey olmuştur.
Aslında dadayı doğuran ilk sanat uygulamalarını önceki sanatçılar yapmışlardır.
Kurt Schwintters’in collage ve assembla gelarının öncü örnekleri Picasso ve Braque!in collage’ları dır.
Kurt Schwintters (1887-1948) Doesburg’la birlite Merz adlı dergiyi yayımlamıştır.
Marz deyimi Kommerzbank isminin dört harfinden alaycı bir anlamla alınmıştır.Sanatçının dadaya uygun bir buluşudur.Schwitters resim yaptları için Merzbilder, heykel traşlık eserleri olarak meydana getirdiği sütün biçimindeki yapıtlar için de Merzsaeule ironik adlarını kullanmıştır.
Schwitters collage ve assemblage tekniklerinin en abartmalı ölçüde uygulanmıştır.
Merzbilder’lerin den collage olarak bulaşık bezleri kullanmış zarf ve kağıtlar, tren biletleri yer almıştır. Sanatçının tranvay biletlerinin vestiyer numaralarının tel ve tekerler kırpıntılarının çöplük birikintilerinin endüstri artıklarının bir tablonun yapımında niçin kullanılmadığını anlamıyorum , dediği bilinmektedir. Sanatçının her tükürdüğü sanat eseridir, sözü Schwitters’indir. Sanatçı bu sanat anlayışını uygulamalarıyla da isbatlamak istemiştir.Kunstruktim Merz isimli yapıtları assemblage tekniğinde eserlerdir.Sanatçı evine diktiği bir sütünu Merzbau ( Merz Yapısı) anlayışıyla üzerine hergün bir çok adı objeleri yapıştırarak mir Merzsaeule / Merz Sutün) örneği haline getirmişti.
1924 yılında ozan Andre Breton Birinci Sürrealist Manifestosunu yayınlamıştır.Önceleri edebi olan sürrealist sanat hareketine sonraları birçok resim ve sinema sanatçısı da katılmıştır.Bu ilk manifestoyu ikinci ve üçüncü manifestolar ve yazarların Surrealizme et la Peinture adı eseri izlemiştir.Birçok sürrealist sanatçılar kongresi yapılmıştır.
Andre Breton duygu ile algılanan ve idrak olunan şeylerden bir sanatsal yaratma kaynağı olarak gösterilmiştir.
Gerçek beş duygu ile algılanan ve idrak olunan şeylerden başkadır.Aklın değerlendirmesi dışında kalan bilinmeyen güçler vardır.Bu güçler insana baskı yapmakta insanlar bu bilinmeyen güçleri etkilemeye calışmaktadır.Yapılıcak şey; bu gizli güçleri bulup ortaya çıkarmaktır.Akıl verileri ile hareketlerin düşüncelerin yaşamın gerçek yapısı ve itici gücü arasında bocalayan insan ancak uykuda bilinmeyen güçlere ulaşabilir.Uyku ise tüm yaşamın yarısını almaktadır.Böylece bilinçaltı ile bilinç alanı arasında bir nirlik ve etkileşim kurma olanağı oluşmaktadır.Viyanalı ünlü psychiartre Freud!un psikanaliz metodu bu konuda çok etken olmuştur.
Tümüyle ruhsal otomatizm ile yani iradenin hiçbir etkisi ve katkısı olmaksızın zihnin gerçek çalışmasını yansıtmak sürrealizmin sanatsal ilkesidir.Sanatçılar bilinçaltı yolları araştırmakta ve agılarını formlaştırmaktadırlar.Bir başka deyişle; sanatcılar bilinç ve bilinçaltını gerçek ile rüyayı ve gerceküstünü yaratmak için kaynaştırmaktadırlar.İradenin katkısı olmadan hayal ve rüya dünyasının imgeleriyle yaratıcılık sürrealizmin sanatsal özelliğidir.
Dada ile sürrwalizm arasında önemli ve köklü fark vardır.
Sürrealizmin resim psikolojik bir olay Dada ise sanatı inkar eden niteliğiyle tümüyle negatif yıkıcı bir sanat anlayışı ve uygulamasıdır.
Sürrealizmin resim sanatındaki geçmiş temsilcileri Hieronymus Bosch, W.Blake, Füssli ve Goya olabilir. Bosch’un Aziz Antoin Denemesi tavsirindeki yaratıkları Blake’nin fantastik duygular ürünü tasvirleri , Füssli’in cauchmar ( kabus)ları, sağırlaştığı için çok karamsallaşan Goya’nın Quinta del Sordo duvarındaki tasvirleri bilinçaltı dünyasının dışarıya vurulmak istenilen imgeleridir.Ruh hastalarının resimleri de zorlamasız meydana getirilmiş bilinçaltı ürünleridir.
XX.Yüzyıl sürriealist resim sanatlarında birkaç metafizik resim sanatçısı Giorgio Chirico, Max Ernst, Jean Miro, Yves Tanguy, Rene Magritte ve Salvador Dali’dir
Chirico Metafizik resim örnekleri sayılan yapılarında sonsuzluk yalnızlık duygularını ifade etmiştir.Tüm bu otomotizm üürünü olmasada bu ederler bir ölçüde sürrealist espride sayılabilmektedir.Özellikle boş mekandaki mankenleri gizemli eserlerdir.Filozofinin Zabtı (ele geçirilmesi) tablosunda klasik mimarlık ögeleriyle oluşturulmuş bir mekanda duvarda bir saat birbirleriyle akıncı bağlantısı olmayan bir top güller ve enginarlar yeralmaktadır.boyalar geniş planlarla uygulanmış sarı , kahverengi koyu yeşil renklerdir.
Dada türünde eserler vermiş olan Max Ernst (1891-) sürrealizmin önde gelen temsilcelerinden olmuştur.Sanatcı felsefe öğrenimi yapmış Freud’un teorilerini tanımıştır.Fantastik tasvirleri sürrealizmin anlamlı örnekleridir.Benden Sonra Uyku, tuvaletinden belirgin desen hafif gri soluk pembe ve mavi renkler kompozisyona dayalı bir hafiflik vermektedir.Kanatlı figür bu renk hafifliğiyle uyuşmaktadır.Sanatçı tiyatro dekoruda yapmıştır.
Jean Miro (1893-) sürrealizme kendi anlayışı doğrultusunda bağlıdır.Bu türün fantastik ve değişik nitelikteki ögelerine önem vermiştir.Sanatçı perspektif kurallarıyla ilgilenmemiştir.Figürleri iki boyutlu mekana yerleştrilmiştir.Boğa Güreşi tablosunda görüldüğü üzere çanbuk ve kolay bir çalışma sanatçının stik özelliğidir.Tasvirlerinde birkaç figürle yetinmişri.Konuları prehistorik duvar resimleri ile halk sanatı resimlerinin konularıyla benzerlik gösterir.Çizgi ve basit renk planları kompozisyonlarına önem verir.
Fransız kökenli Amerikan resim sanatçısı Yves Tanguy de (1900-1955) Chirico’nun bir tablosunu görüp ilgilenmiş ve böylece resim sanatına başlamıştır.Sanatçının yapıtları tümüyle kendine özgü bir sürrealist niteliktedir. Tuvallerinde durgun görünüşlü, acaib formlar yer almaktadır. Bu tasvirler Hieronymus Boseh’un komposizyonlarındaki acaib yaratıkları anımsatmaktadır.Kayalardan Saray en iyi resimlerinden bir örnektir. Ufka doğru genişleyerek açılan bir mekanda yer alan dişçi koltukları, ameliyat masaları, cerrah aletleri garib bir şekilde, dikey planlar halinde düzenleşmiştir. Mor ve soluk beyaz atmosfere gizemli bir görünüş vermektedir.
Salvador Dali (1904-1987)
Dali resim sanatı öğrenimini Madrid Güzel Sanatlar Okulunda yapmıştır.Freud’un öğretisi ve felsefe incelemeleriyle kültürünü genişleten sanatçının ilk resim çalışmaları kübizm futurizm ve metafizik resim türleri üzerinde yoğunlaşmıştır.
Sanatçı 1928 yılındaki ilk Paris gezisinden Kan Baldan Tatlıdır konulu tablosunu sürrealist espiride yapmıştır.
Sürralist resim sanatının çok özgün bir anlayışla uygulayan Dali XX.yüzyıl sanatında kişiliğinin ve yapıtlarının yadırganan görünümü ve niteliğiyle her çeşit eleştiriye hedef olmuş bir sanatçıdır.
Sanatçı psikoloji ve sanat deneyimlerini birleştirerek eleştirel paranoyak metot ( Activite paranoiaque-critique) adını verdiği sanatsal yaratma yöntemi geliştirmiştir. Bu yöntem, özetle, zihinsel algı yeteneklerini olabildiği ölçüde yoğunlaştırarak objektif konuları değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Gizli şeyleri bellek verileri psikolojik çapraşıklıklar, patolojik deformasyonlar sanatçının kreasyon öğeleridir. Hayal ürünü imgeler (imajlar) objektifleştirilmektedir. Belleğin Direnişi (Persistance de la Mémoire), Cıvık Arzuların doğuşu ( Naissance des désires liquides) , Voltaire’in Büstü Görüntüsünden Esir Pazarı (Marché d’Eselaves avec Apparition du Buste de Voltaire), Uyuyan Kadın, at ve Aslan (Dormeuse, Cheval, Lion) bu tür yapıtlardır.
Salvador Dali moda dünyasının ve çeşitli yayın türlerini geniş çlçüde etkilemiştir.
Bu etkileme sinema dünyasında daha belirgin şekilde iz bırakmıştır. Dali ünlü ispanyol prodüktör Louis Bunel ile birlikte Endülüs Köpeği (un Chien Andalou) ve Altın Çağı(I’Age d’Or) flimlerini çevirmiştir.
Bir süre kübizm ve fütürizm çalışmaları yapan Belçikalı resim sanatçısı René Magritte (1884) Paride Paul Eluard gibi sürrealist yazarlarla tanışdıktan sonra resimde sürrealizme yönelmiştir. Ancak; sürrealist resim sanatçıları tasvirlerinde, genellikle tümüyle içe dönük bilinçaltı dünyasının imajlarını değerlendirmelerine karşın, Magritte dışa dönmüş, çevresindeki objelerle yaptıklarını meydana getirmiştir. Taboları çok renklidir. Resim, sanatçı için, dünyayı tanıma aracıdır. Tasvirlerinde erotizme yer vererel kendi deyimiyle duygusal etki yapmayı amaçlamıştır.
Tags: resim, resimler, ressam, sürrealizm, ünlü ressamlar
KÜBİZM (CUBİSME)
XX. yüzyılın köklü sanatsal olayı Kübizm, resim dalında volümü yeni yollar arayarak yeni ve gerçeğe uygun şekilde ifade ve değerlendirme iradesinden doğmuştur.
Empresiyonizm ,fovizm gibi , kübizm de kelime ve kavram olarak alaylı bir benzetmenin ürünüdür. Kübizm denemeleri yapan Georges Braque’ın Estaque ‘da Evler tablosunu gören Henri Matisse küçük küblerden söz etmiştir, daha sonra , eleştirmen Vauxelle kübizm deyimini , istemeyerek ,sanat hareketine mal etmiştir.
1907-1924 yııları arasında değişmelerle gelişen bu önemli sanat hareketi değişik biçimlerde birçok sanat hareketlerinin de özüne girmiş, dekoratif sanatları ve mimarlığı geniş ölçüde etkilemiştir.
Rönesans itibaren tablolarda volüm algısı clair-obscur ile verilmek istenmiştir. Perspektif uygulamaları da (trompe-l’oeili, raccourci) volümün değerlendirmesine yardımcı olmuştur.XX. yüzyılın ikinci yarısı sanatçıları Clair-obscur uygulamasının renkleri bozduğunu , kirlettiğini ileri sürmüşlerdir. Empresiyonistler
renge öncelik ve üstünlük tanıyarak bu sakıncayı gidermek istemilersede, renk titreşimleriyle formları formları zedelemişlerdir. Paul Gauguin renk planlarıyla (a-plat) objelerin konturlarını sınırlandırmış, fakat volümü tümüyle deforme etmiştir.
Pablo Picasso(1881-1973) volümün plastik ve zihinsel değerlemdirilmesi sorunuda değişiklik ve temelli çözüm getirmek istemiştir. Picasso’nun kübizme temel çözüm getirmek istemiştir. Picasso’nun kübizm temel olan sanatsal buluşlarının zenci sanatı ilkelerinden ve örneklerinden kaynaklandığı düşünülmüştür. Sanatçının Matisse,Vlaminck ve Derain ile birlikte zenci sanatını anlamaya çalıştığı;bir çok heykelcikler satın almak suretiyle bu sanatlara karşı ilgi duyduğunu gösterdiği bir gerçektir. Ancak ;ilgilenmede çok değişik bulma duygusu egemen olmuş görünmektedir. Picasso zenci sanatında batı estetiği dışında gelişmiş, bu estetetiğe tümüyle yabancı yaratıcı bir güç bulunduğuna inanmıştır. Primitif sanatlar, arkaik sanatlar ,roman sanatları ,ortaklaşa ,yeni volüm araştırmalarına olanak sağlamıştır.
1907 yılında Pariste Salon d’Automne’da Cezanne’ın başlıca eserlerinden oluşan retrospektif bir sergi açılmıştır. Sanatçının yapıtlarını daha iyi değerlendirmek ve anlamlandırmak için bir gazettede Cezanne’ın Doğuda herşey silindir, küre ve koni ile kurulmuştur, bu basit figürlerle resim yapmak öğrenilmelidir,sonra istenilen herşey istenildiği gibi yapılabilir, önerileri anımsatılmış, bu seri ve öneriler genç sanatçılara yakından ilgilendirmiştir.
Kübizmin ilk aşaması da Cezanne aşaması olmuştur. Ancak ;Pablo Picasso’nun yeni bir sanat devri açan Les Demoiselles d’Avignon tablosu bu sergi açıldığında hemen hemen bitirilmiştir. Parisdeki karmaşık ve gürültülü sanat atmosferi tablonun yeterince olumlu yada olumsuz etki yapmasına uygun düşmemiştir.
Kübizm doğmasını büyük ölçüde Cezanne hazırlanmış, hiç değilse temel verileri sağlamıştır. Bu sanatçının yapıtlarında güçlü bir yapısal kuruluş vardır. Kübist denilen bütün sanatçıların ilk sanat denemelerinde bir Cezanne aşaması olmuştur
kübizm üç stil aşaması geçirmiştir :
1- başlangıç aşaması ; Cezanne esprisinde çalışma 1907-1909
2- Analitik Kübizm Aşaması 1910-1912
3- Sentetik Kübizm Aşaması 1913-1914
1-Başlangıç aşamasının en önemli yapıtı Picasso’nun modern sanata gerçekten bir devir açan Les Demoiselles d’Avignon (Avignon’lu kızlar) konulu büyük boyutlardaki tablosudur. Barcelona şehrinde Avignon caddesindeki bir kapalı evin dört çıplak kadını tasvir eden bu tabloda Cezanne resmi ile zenci maskelerinin etkileri özgün bir kompozisyonla birleştirilmiştir. Cezanne formları geometrik kalıplara indirgeme yolunu göstermiştir. Birçok yapıtları, bu arada yıkanan kadınlar tuvali Picasso’ya yol göstermiş olmalıdır. Demoiselles d’Avignon ayrıca bir başka tablosunda kadınların bedenini geometrik plandadır. Yüzlerdeki biçimlendirme, o tarihte Fransız sanatçılarınca merakla izlenen zenci maskelerine benzemektedir. Düz plandaki yüzlerde burunların üç boyut verecek şekilde, tarama çizgilerle gösterilmiş olması bu ilgilenmenin belirgin sonucudur. Kapalı bir kompozisyonla figürler arasında ilişki kurulmuştur. Volümler sert açılarla kesişen renk planları halindedir. Pembe, mavi ve kırmızı renkler bir tür lokal renkler olarak kullanılmıştır.
Picasso ile Braque’ın sanat anlayışıyla birleşmesi ve arkadaşlıkları bu tablonun bitişi sırasında başlamıştır. Braque’ın Çıplak Kadın (nü) tablosu Les Demoiselles d’Avignon tuvalinden esinlenerek yapılmıştır. Bu; sanatçının ilk kübik eseridir. Çıplak kadın vücudu çizgilerle taranmış planlar ve plancıklarla modle edilmiştir.
Picasso’nun 1908 yılında İspanyada Horta de San Juan’da Braque’ın Estaqıe’da yaptıkları peyzajlaryeni sanat hareketinin programı sayılmıştır.
Picasso- Braque ikilisine 1908 yılında Robert Delaunay, Fernand Leger , 1909 yılında Albert Gleizes, Andre Lhote, Jean Metzinger , heykeltıraş Alexandre Archipenko katılmıştır. Bir süre sonra Roger de la Fresnay, Jaques Villon ve iki kardeşi ,Louis Marcoussi , Juan Gris de grubun içinde yer almıştır.
Halkın kübizme karşı olumsuz tepkileri kuvvetli olmuştur. Fakat , galeri sahibi ve eleştirmen Kahnmerler, ozan Apollinaire ,Max Jacob gibi tanınmış kişiler bu yeni sanat akımını desteklemişleridir, halka benimsetmeye çalışmışlardır. Resim sanatçıları Metzinger ve Gleizes kübizmin sentetik aşamasına teorisiyenleri oluşmuşlardır.
İki sanatçının ortaklaşa yazdıkları Du Cuwbisme, Apollinaire’in Peintres Cubistes adlı eserleri kübizmi yayma çabalarının ürünleridir.
2- Analitik Kübizm değişik ve birçok açılardan görülen objelerin düz ve iki boyutlu bir yüzeyde tasvirini amaçlar. Objeler bütün yüzeyleri görülecek şekilde açılmış, küçük parçalara bölünmüştür. Bu parçalar bakış açılarına göre değişik yönleriyle, karşıdan, profilden yada bir başka yönden alınarak kompoze edilmiştir. Sanatçı, böylece üç boyutuyla mekanda yer tutan bir heykelin etrafında dolanıyormuş gibi hareket etmektedir. Bu, bir bakıma , zaman faktörünü dördüncü boyut olarak kullanma, zaman-mekan (spacetime) verisi sanatta geçerli hale getirmektir. Picasso’nun galeri sahibi ambroise Vollard portresi bu nitelikte bir analitik kübizm örneğidir.
Tablolarındaki konuların kolaylıkla okunamadığını anlayan Picasso ve Braque 1911 yılından itibaren tasvir edilen konulara şematize edilmiş figüratif öğeler, örneğin nbir müzik aleti parçası ekleyerek bu sakıncayı gidermeye yönelmiştir.
Okunaklılığı daha etkin ölçüde sağlama gereğine inanan iki sanatçı tuvallerine renkli kağıt, gazete ve kumaş parçaları , kitap sahifeleri, nota potreleri yapıştırmak suretiyle (papiers colles)bu amacı gerçekleştirmeyi denemişlerdir. Bu uygulama, collage olarak zamanla ,sürrealistler ,dadaistler, pop’art sanatçılarınca yapıtlara her türlü malzeme ve artıklar yapıştırma, ekleme niteliğiyle bir başka tür önem kazanmıştır.
Picasso’nun Gazete Okuyan Adam ; Braqque’ın Mandora ; Juan Gris’nin Lavabo adlı yapıtları analitik kübizm örnekleridir. Gazete Okuyan Adam tablosunda gazete parçasının yalnız ; umal bölümü papier colle olarak kullanılmıştırç Braque Sinek Aslı kompozisyonu tablosunda da bir oyun kağıdı papier colle olmuştur. Mandora tuvalinde okunaklılığı artırmak için mandolinin telleri gösterilmiştirç Lavabo tuvalinde okunaklılığı artırmak için mandolinin telleri gösterilmiştir.Lavabo tablosunda ,üst bölümde renkli bir örtü tasviri anlamlandırmaktadır.
3- Sentetik denilen kübizm aşamasında objelerin görüşlerinin en yapıcı olanı bir tür attiribut sayılarak tasvir olunmuştur. Bir başka ve daha açık deyişle ,bir bardağın ;bir müzik aletinin bu objeler algısını verebilecek görünüşleri tasvir olunmuştur.
Kübizminen katı (orthdox)temsilcileri sayılan Picasso,Braque ve Juans Gris bu aşamada daha okunaklı, daha renkli tablolar yapmışlardır.
Picasso ve Braque’ın katı buldukları kübizm uygulamalarından sıyrılmak isteyen gwenç sanatçılar 1912 yılında, Parisin Puteau bucağında (arrondissement) resim sanatçısı ve gravör Jacques Villon’un ; la Boetie Galerisinde de Guillaume Apollinaire’in öncülüklerinde, ayrı ayrı toplanarak kübizm yeni bir yön verme yolları aramaya koyulmuşlardır.
Aynı yıl ,Robert Delaunay’ın bir sergisini eleştiren Apollinaire sanatçının yeni bir akım başlattığı sonucuna varmış, bu kübizm akımına Orphismene (orfizm) adını vermiştir
Orfizm akımının amacı arı resim (peinture pure)’dir. Renk ,aynı zamanda ışık demektir. Bu tabloda temel renklerin herbiri ,karıştırılmadan, ayrı ayrı kulanılmıştdır. Renklerin konsantrik düzenlemesi sinetik (hareket) etki yapar. Sanatçının Formes Circulaires tablosu buna örnektir.Bu tablo ve sanatçının eşi Sonia Delaunat’ın eketrik Pirizmaları tuvali sentetik kübizmin soyut resme yönelik dönek örnekleridir.R. Delaunay Paris Şehri tuvalinde kübist düzenleme ve değişen renkler görülmektedir.Formlar belirgindir Plan geçişiyle ışık yansılaması yapılmak istenmiştir.
Roger de La Fresnay (1885-1925) kübistlerin natürmortları yerine açık hava konularını tasviri yeğlemiştir.Oturan adam tablosunda formlar belirgin, tuşlar hafifdir.
Juan Metziger (1883-1956) kübizm tanıtmak amaçıyla doktriner nitelikte yayınlar yapmıştır.Karşıdan Profilden Kadın tablosu ile kendisini bazı sanat sorunları yaratmıştır.Tabloda çok belirgin çizgiler görülmektedir.Aydın renkler tuvale ışık ve hava getirmektedir.
Fernad Leger (1881-1955) küpler yerine hacimli figürler kullanmıştır.Papağanlı Kompozisyon oda sanatçının Ravenna’ya yaptığı gezinin etkisi yansıtmaktadır.Anıtsal boyutlu tabloda (4,00-4,80 m.) Bizans mozaik panolarında olduğu gibi, dekorif bir görünüş vardır.Figür cepheden gösterilmiştir.
1912 yılının sonbaharında Pariste Le Boetie galerisinde bir sergi açılmıştır. Juan Gris , Metzinger, A. Lhote ,R. Delaunay ,Marcoussi, La Fresnay, Marcel, Duchamp ,Jacques ,Villo sergiye katılan sanatçılar. Bu sanatçıların çoğu kübizm dış görünüş açısından bağlı kalmıştır. Resim yüzeyinin geometrik parçalanması onları ilgilendiriyordu. Bu bakımdan her biri değişik , hatta birbirine zıt özde sanat yolları tutmuşlardır. Bazıları geleneksel formlara dönmüş, bazıları da soyut akıma yönelmiştir. Dada denemelerine katılanlar olmuştur.Ancak; bu sanatçıları ritm ve proporsiyon sorunları da ortaklaşa ilgilendirmiştir. Grubunöncüsü Jacques Villon ritm ve proporsiyon bakımlarından önemli bu konuyu , Rönesansta uygulanan section d’or ilkesinmi açıklamış ve böylece kübizm sectin d’or denilen akım ,ad olarak olsun doğmuştur. Nombre d’or ilkesinden kaynaklanan section d’or yada , Rönesans deyimiyle ,tanrısal oran iki boyut ,iki büyüklük arasındaki ideal nisbet (rapport ) olarak birçok sanat şaheserlerinde bulunmaktadır.
Tags: kübizm, resim, resimler, ressam, ressamlar, ünlü ressamlar
EKSPERSSİYONİZM (ANLATIMCILIK)
Duygusal ve öznel bir dünya görüşüyle belirlenen ve XX. yy.’ın ilk çağlarında ortaya çıkan eğilimi ; Herhangi bir dönemde anlatım gücünün biçimsel kural kaygısından daha ağır bastığı sanat yapıtının özelliği;
İnsanoğlunun yaşantısını ve dünyayla kurduğu bireysel ilişkiler en güç, en kaygılı, en acılı yada trajik yanlarıyla anlatımcılığın özünde yer alır. Sanatçının kişiliği ve yaşamı yaptından ayrı düşünülemez; kültürel kaynakların seçiminden olsu (”ilkeller”,ortaçağ sanatı ,Afrika ve Okyanusya sanatları vb. ) kendiliğinden, tutkulu ve çok canlı bir dilin geliştirilmesinde olsun , estetik ve toplumsal uzlaşmalara yer yoktur. kuzey Avrupa’ya özgü ve romantizmle simgecilikten etkilenmiş bir akım olan anlatımcılık, daha XIX. yy.’ın sonlarında Van Gogh , Munch, Ensor ve Toulouse-Lautrec’in kimi yapıtlarında belirmeye başladı; sonra
Almanya’da gelişti. 1905′te. Kirchner , Heckel , Schmidt-Rottluff, Pechstein, O. Mueller ve Nolde, Die Brücke topluluğunda bir araya geldiler;bu sanatçıların resimlerindeki ve tahta üzerinegravürlerindeki ayırt edici özellik, renklerin gerçekdışılığı,çarpıtmalar, insan yüzünün ve manzaraların çarpıcı bir stilizasyonla verilmesidir. Lehmbruck ile Barlach da az çok buna benzer bir çalışmayı heykelcilikte gerçekleştirdiler.
Anlatımcılık , 1910 ‘lu yılların başlarında ,Herwarth walden’in Der Sturm dergisini ve galerisini açtığı Berlin’de
yaygınlaştı;münihli resamlardan ( Kandinsky, Marc, Macke, Jawlensky ) oluşan Blaue reiter topluluğuda, Die brücke’nin yanı sıra , aynı ölçüde renkli,ama daha akılcı , daha az kötümser ve kısa bir süre sonra da soyut araştırmalara yönelecek olan bir sanat anlayışıdan yanaydı; o dönemdeki Berlin’indeki Sanatsal kaynaşma ortamında, anlatımcılıkla fovizm, kübizm ve fütürizm arasında pek çok ilişki vardır. Avustralya’da Schiele’nin yaptının aşırı gerilimi ve Koskoschka’nın potrelerindeki psikoloik keskinlik, ödünsüz bir anlatımcılık ortaya koyuyordu. Fransa’daysa fovların çarpıcı renkli ve ”mutlu” , kimi kez de yoğun anlatımlı resimlerinden çok Rouault’nun yapıtı , anlatımcılıkta önemli bir yer edindi.
Svaşın ve alman devriminin kaygılı ortamını haber veren anlatımcılık, birinci Dünya Savaşı sırasında ancak birkaç sanatçı tarafından (kinchneri, Kokoschka) sürdürüldü ve yerini, dadacılığın toptan nihilizmine, Beckmann’ın kötümserliğine ve Dix ile Grosz’un keskin eleştirisine bıraktı. Savaş sırasında ve sonrasında Belçika’da bir flaman anlatımcılığı gelişti ; Permeke, Van den Berghe, De Smet gibi sanatçılar,
Sint -Martens-Latem sanatçılarının geleneğini sürdürerek , resim düzeninde kübizmden gelen bir salamlığa ,bir tutarlılığa ulaşmaya özen gösterdiler. Hollanda’da , eski bir kübist olan Fransız Le Fauconnier ile Sluyters ve L. Gestel’in çevresinde anlatımcı bir akım doğdu ve kimi sanatçılarda flaman etkisi ( Hendrik Chabot’da)
kimi sanatçılarda alman etkisi ( Jan Wiegers’te) görüldü. Fransa’da Rouault’nun ve anlatımcı döneminde Fautrier’nin yanında, ,Gromaire’in , La Patelliere’in ve Goerg’in anlatımcılığının flaman akımıyla benzerlikleri vardır; ama bu bakımından Soutine’in yapıtlarıyla savş sırasında Pİcasso’nun yapıtlarıyla yada Zadkine ve Lipchitz’in heykelleri çok daha güçlüdür. Meksika’da ( Rivera, Sigueiros, orozco, Tamayo) ve Brezilya’da ( Portinari, Segail) 1920-30 yıllarının anlatımcı akımı,toplumsal ve devrimci temalar geliştirmek için daha çok duvar resimlerine ağırlık verdi.
İkinci Dünya Savaşı’ nda sonra çağrışım ve öznel yorum ( Fautrier ), kendiliğindenlik ve imgelem (Dubuffet), anlatımcılığın mirasıyla gerçeküstücülüğün birleşimi Cobra hareketine bağlı kuzeyli ressamların araştırmaları, çokbiçimli ve lirik soyutlamaya çok yatkın bir anlatımcılığı ortaya koyarken İngiliz Francis Bacon VE yeni figürasyoncu ressamlar yapıtlarında daha çok , işkence görmüşçesine çarpıtılmış insan yüzünü işlediler. Ama özellikle ABD’de ,40′lı yılların başlarında ve 50′li yıllarda, soyut diye nitelendirilen bir anlatımcılık gelişti; hem geç kübizm , hem gerçeküstücülüğün mirasını taşıyan bu akım önceliği resim etkinliğinin kendisine , jeste ve doğuştan yaratıcılığa tanıdı. Bu akımın öncüsü Gorky, başlıca temsilcisi ise DE Kooning ,Kline ,Motherwell , daha sonra Guston ve gottlieb’in yanı sıra Pollock’tur. Sanatçının içinde biriken bütün güçlerin açığa çıkmasını ön gören bu sanat anlayışındaki bir özellik de gerçekleri ve teknikleri yeni bir yaklaşımı ele alması (düz olarak yere konmuş tuval üzerinde çalışma ,dripping, büyük boy kağıtlar; vb.)ve bütün öğeleri herhangi bir merkeze ayrıcalık tanımadan yerleştirildiği (allover kompozisyon) derinliği olmayan yeni bir mekan anlayışı geliştirmiştir. Heyecanlı ,çatışmalı ve ”varoluşsal ” bir akım olan soyurt anlatımcılık ,Pollock ‘un özellikle de De Kooning’in insan figürlerinde belirli bir anlam kaypaklığına varır ama anlatımcılık 60′lı ve 70′li yıllara kadar birçok sanatçıya kendini soyut yanıyla (işaretler, hestirenk) kabul ettirmiştir.
Tags: güzel resimler, manzara resimleri, resim, resim sanatı, resimler, ressam, ressamlar, ünlü ressamlar, ünlü türk ressamlar
PİETER AERTSEN,
İVAN KONSTATİNOVİCH AİVAZOVSKY,
ALBRECHT ALTDORFER,
BALTHASAR VAN DER AST,
ALESSANDRO Dİ MARİANO BOTTİCELLİ,
MARY CASSATT,
PAUL CEZANNE,
SALVADOR DALİ,
LEONARDO DA VİNCİ,
VELAZQUEZ DİEGO,
DELACROİX EGUENE,
PAUL GAUGİN,
VİNCENT VAN GOGH,
WASSİLY KANDİNSKY,
HENRİ MATİSSE,
MİCHELANGELO BUONARROTİ,
CLAUDE MONET,
GUSTAVE MOREAU,
BERTHE MORİSOT,
PABLO PİCASSO,
DANTE GABRİEL ROSSETTİ,
JOHN WİLLİAM WATERHOUSE,
HOCA ALİ RIZA,
Yukarıda ismini sıraladığımız ve daha yazamadığımız niceleri sanata
olan tutkularıyla insanlığa bıraktıklarıyla hep anılacaklardır. Olağanüstü
sayılabilecek yeteneklerini çizdiklerine dökmeleri bu ünlü ressamların en
önemli özellikleridir. Kimi öldükten sonra, kimi ölmeden önce bu haklı
ünlerine kavuşmuştur. Kiminin yaptığı eserler halen günümüzde dahi
gizemini korumakta ve oluşturdukları eserler üzerinde araştırmalar devam
etmektedir.
Tags: güzel resimler, müzeyedeler, resim çalışmaları, resim nasıl çizilir, resim sanatı, resim satın al, resim sergileri, resimler, sanat eserleri, sergiler, tuval çalışmaları, ünlü resimler, ünlü ressamlar, ünlü türk ressamlar, yağlı boya resimler, yağlı boya tablolar
Seni Bırakıp Gidemem
Bu gece bir basima kentin isiklarina dalip dalip gidiyorum.
Kalbimin sokaklarinda uzandigim yolculukta,
irmak boylarinda, deniz kiyisinda hep seni, sadece seni ariyorum.
Yüzün yok, sesin de.
Gözlerimi uzaga dikmis, öylece bekliyorum.
Geleceksin, biliyorum..
Her geçen gün daha çok baglaniyorum,
Sana su’suyorum.
Seviyorum seni beklemeyi, özlemeyi.
Seni düsünmek bile tarifsiz bir sevinç yayiyor içime, bedenime..
Sana dair düsler kuruyorum, içinde sen olan dizeleri
bir yumak sarar gibi ezgilere harmanliyorum.
Okudugum her sevda dizelerinde, dinledigim en güzel
ask sarkilarinda bizi yasiyorum.
Biliyorum, sen yoksun.
Gözlerimi uzaga dikmis öylece bekliyorum.
Nereden çikip gelecegini bilmiyorum ama,
Geleceksin biliyorum.
O büyük gün geldiginde en güzel elbiselerimle degil,
seni yüregimle karsilayacagim.
Yüregimin tüm kapilarini açip, içeri buyur edecegim.
Içimde coskun irmaklar gibi akan sevgi pinarimdan yudum yudum sunacagim sana.
Damla damla.
Sayet aglarsam, aldirma!
O büyük güne hazirim ben.
Kuskum yok, kaygim yok..
Geleceksin elbet, biliyorum.
Ne yaptin bana bilmiyorum!
Yüregimi ve tüm bedenimi titreten o çildirasiya özlemle bekliyorum.
Aska su’suyorum.
Seni düsünmek güzel, tipki sairin dizelerinde oldugu gibi;
“Dünyanin en güzel sesinden, en güzel sarkiyi dinlemek gibi”
Yüzün yok, sesinde
Gözlerimi uzaga dikmis öylece bekliyorum.
Geleceksin,biliyorum.
Sana umutlanmak, sana dair düsler kurmak,
seni dizelerime katmak içimdeki o haylaz çocugu nasilda mutlu kiliyor,bilemezsin..
Yoklugun aglatmiyor beni.
Kalbimin tüm sokaklarinda senli yolculuklara çikiyorum. Içimdeki deli çocukla bas edemiyorum.
Ansizin bir dag yamacinda buluyorum kendimi. Bir tutam papatyadan taç yapiyorum kendime.
Simsiki kapatiyorum gözlerimi. Birden beliriveriyorsun tam karsimda.
Yüzün yok, sesinde.
Ellerinin sicakligini avucumda hissediyorum. Kosuyoruz alabildigine o uçsuz bucaksiz dag yamacinin eteklerinde.
Günese veriyoruz sirtimizi.
Öpüsmekten bitkin düsüyoruz.
Su’suyoruz birbirimize.
Aradan ne kadar zaman geçtigini bilemiyoruz.
Zamani yok sayiyoruz. Akreple yelkovanin telasina kahkahalarla gülüyoruz.
Doganin tüm güzelliklerinden faydalanalim istiyoruz.
Delice kosuyoruz masmavi engin denizlere. Bir kayanin yamacinda buluyoruz kendimizi.
Gün batimini izlerken sevda türkülerini mirildaniyoruz.
Birbirimize kenetleniyoruz.
Gözlerimizi simsiki kapatiyoruz.
Kocaman bir salonun orta yerinde beliriveriyoruz.
Piyanonun o ahenkli ritmine pencereden odamiza dolan rüzgarin sesi karisiyor.
Dans ediyoruz.
Hiç bikmadan saatlerce, öylece.
Ayni kadehten yudumluyoruz ask sarabimizi.
Bedenlerimiz birbirine karisiyor.
Terden sirilsiklam oluyoruz. Aski yasiyoruz doyasiya.
Hiç bitmesin istiyoruz el ele yagmurda yürümelerimiz.
Çocuklar gibi kosar adimlarla tirmandigimiz bir uçurum kenarinda sevgimizi haykiriyoruz.
Ve sesimizin yankisina gülümsüyoruz.
Beklemeyi, umut etmeyi seviyoruz.
Yüzün yok, sesinde .
Bu yürek seni istiyor, sadece seni.
Gözlerimi uzaga dikmis bekliyorum. Geleceksin elbet,
Biliyorum.
Bu büyük güne hazirim ben. Seni birakip gidemem.
Mehmet Coşkundeniz Kimdir
Mersin’de doğdum. Bu yüzden portakal çiçeklerinin nasıl koktuğunu bilirim. İlk çocukluk aşkına tutulduğumda yedi yaşındaydım. Adı Melek’ti, melek gibiydi. Ya da bana öyle gelirdi. Yaramazdım. Habire ayağıma çivi batardı, tetanos aşısı olurdum. Bahçelere girer, meyve çalardım. Yakalanır, bahçe sahibinden dayak yerdim. Uslanır mıydım? Tabii ki hayır… Ertesi gün bu kez bir başka bahçede bulurdum kendimi.
Yüzmeyi ne zaman öğrendiğimi hatırlamam. Kendimi bildim bileli hep denizle haşır neşir oldum. Bu yüzden tutkunumdur maviye. Bu yüzden aşkın da mutluluğun da rengi mavidir benim için. En çok baharları severdim Mersin’i. Okuldan kaçar, bisikletlerimize atlar, kilometrelerce pedal çevirirdik. Nereye gittiğimizin hiçbir önemi yoktu. Bütün yollar denize çıkardı ve biz sonunda bir kıyıda durup soluklanır, oltaları çıkarır o güzelim çipuraları, lagosları tutup sonra da çalı çırpı yakar, bir güzel ziyafet çekerdik kendimize. Ne kadar kaygısızdık… Kızlara uzaktan bakardık… Hele ben… Dışarıdan bakıldığında ağzı lâf yapan, arsız çocuk, bir kızın karşısına geçtiğimde konuşmayı yeni öğrenen bir bebeğe benzerdim, içimde beslerdim duygularımı da bir türlü söyleyemezdim… İlk gerçek aşkı tattığımda onyedi yaşındaydım. Ay parçası kadar güzeldi ve hep gülümserdi. Herkesin herkesi tanıdığı Mersin’de onun elini bile tutamazdım; ama, bu bile bana yeterdi. Sonra üniversite ve İstanbul… Bu kentte öğrendim hayatta hiçbir şeye şaşırmamayı. Bu kentte öğrendim, insanların nasıl ikiyüzlü olduklarını. Bazen oyunu kuralına göre oynadım, bazen içimdeki o saf, o çekingen, o Mersinli çocuğu ortaya çıkardım. Aşka düştüm, terk edildim, ağladım, aldatıldım. Ama en büyük heyecanları, en büyük mutlulukları yine aşkla yaşadım. Bu yüzden aşktan hiç şikayetçi olmadım. Aşktan, balıktan, rakıdan, denizden ve maviden hiç vazgeçmedim. En kötü alışkanlığım sigara, onunla da çok zor günlerimi paylaştım. Şimdi, şairin dediği gibi “Dante gibi ortasındayım ömrün…” Geriye dönüp baktığımda pişman olduğum çok az şey var. Ama ben pişman olduğum şeyler için de “İyi ki yapmışım” diyorum. Çünkü asıl pişmanlığın yapılmayan şeyler için duyulduğunu çok iyi biliyorum.
Alıntı
Tags: anlamlı sözler, en güzel sözler, güzel şiirler, kadeh, kentin ışıkları, mehmet coşkundeniz, mehmet coşkundeniz biyografi, mehmet coşkundeniz kimdir, mehmet coşkundeniz şiirleri, rakı balık deniz mavi aşk, şair mehmet coşkundeniz, şairler, seni bırakıp gidemem, şiirler, türk şairler